Bu Gidişe Kim Dur Diyecek?
Muzaffer Yurttaş

Bu Gidişe Kim Dur Diyecek?

Bu içerik 80 kez okundu.

“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” hadisini bilmesine rağmen yemeğini bir garibanla, bir aç ile paylaşmak yerine mükellef kahvaltı ve sofraların fotoğrafını çekip sosyal medya hesabından paylaşmayı marifet zanneden bir topluluk olma yolunda hızla uçuruma doğru gidiyoruz. Normal hayatta bir tek arkadaşı, derdini anlatabileceği bir tek dostu olmayan ama sanal alemde binlerce takipçisi olmasını bir zenginlik zanneden sanal alem zenginlerinin olduğu, dost kelimesinin anlamını yitirdiği bir topluma doğru yuvarlanıyoruz. Gösteriyi, görüntüyü, görseli ve imajı önemseyen ama ahlaklı olmayı, söz verip sözünde durmayı, dedikodu ve gıybet yapmayı, iftira gibi çirkin bir davranışı önemsemeyen, kul hakkını gözetmeyen, sanal alemde adam olduğunu zannedenlerin gün geçtikçe arttığı garip bir grup olma yolunda hızla uçuruma gittiğimizin ne zaman farkına varacağız? Bir konuda fetva vermek, söz söylemek için uzman olmak gerekse de, her konuda kendini uzman gören, atıp tutan, aklına gelen her şeyi sosyal medyada paylaşan, “birisine zarar verir miyim?, kul hakkına girer miyim?” endişesini hiç taşımayan, cahil cesareti ile her şeyi yazıp çizen bir nesle benzemeye başladığımızı bize kim hatırlatacak? Geçmişi önemsemeyen, geleceği düşünmeyen, anı yaşamak düşüncesini gününü gün etme olarak algılayan, hedefe varabilmek için her şeyi mübah görme yanlışına sarılan, günübirlikçi, fırsatçı, çıkarcı bir toplumun tehlike çanlarının çaldığını bize kim hatırlatacak? Hız tutkunu, aceleci, kavgacı, hayattan ve kurumlardan internet hızında çözüm bekleyen ve olmayınca da çılgına dönen bir cemiyetin gelecekte büyük sorunlarla karşılaşacağını bize kim anlatacak? Demleme çayın lezzetiyle sallama çayı bir tutan, güveçte yavaş yavaş pişen bir yemekle fast food hamburgerleri aynı sayan, bu nedenle gittikçe obezleşen, sonra da obeziteden kurtulmak için internetten biteviye siparişler veren, ilaçlarla bedeni alt üst olan hastalıklı bir toplum olduğumuzu ne zaman anlayıp buna dur diyeceğiz? Annesi, babası ve büyükleri sıla hasreti, evlat kokusu özlemi çekerken, bayramlarda ellerinin öpülmesini, hal ve hatırlarının sorulmasını arzu ederken, kuru kuru telefonla bayramlarını kutlamayı, yakınlarına toplu mesaj atarak bayramlaşma ve sıla-ı rahim görevini yaptığını zanneden, bununla vicdanını rahatlatmaya çalışan bir millet olma yolunda tehlikeli bir dönemeçte olduğumuzu bize hangi trafik işareti gösterecek? “Al yazmalım” filmindeki sahne ve replikleri geri ve yavaş bulan, hızlı olmayan sahnelerden sıkılan, televizyon izlerken sık sık kanal değiştiren, roman gibi uzun soluklu ve derinlemesine okunması gereken eserleri okumayı sıkıcı bulan hız ve haz kurbanı bir neslin yetiştiği gerçeğini kulaklarımıza kim haykıracak ve bizi kendimize kim getirecek? Sabır nedir bilmeyen, başına gelen en küçük bir olayda dünyayı ayağa kaldıran, çözüme değil soruna odaklanan, bir problemle karşılaştığında anında herkesi satabilen, birilerini suçlama hastalığına yakalanmış, başına gelen belaları bir uyarı olarak görmek yerine “neden her şey beni buluyor?” diye isyan eden, hayat tecrübesini önemsemeyen bir topluluk olma yolunda son gaz gittiğimizi bize kim anlatacak? Evliliği basit bir müessese olarak algılayan, en küçük bir zorlukta, en basit bir tartışmada boşanma yolunu seçen, ahde vefayı ve geçmişin güzel hatıralarını bir çırpıda yok sayan insanların olduğu ortamda aile müessesinin büyük yara aldığını görüp buna kim dur diyecek? Acıya katlanmayan, hep gülmeyi bir marifet addeden, yeri geldiğinde ağlamanın, hüzünlenmenin insan olmanın bir gereği olduğunun farkında olmayan, hayatta güllerin yanında dikenlerin de olabileceğini kabullenmeyen bir düşünce yapısının egemen olmaya başladığını bize kim aktaracak? Mücadele azmi, sabır, sebat, vefa kavramlarını kim öğretecek? Kırmızı ışıkta beklerken daha sarı ışık yandığında öndeki araca korna çalmayı, yolda giderken diğer sürücülere ve yayalara saygısız ve kaba davranmayı, kadına ve çocuklara şiddeti normalleştiren, sıradanlaştıran insanların sayısının gün geçtikçe arttığını, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde her gün bunların yüzlercesinin yaşandığını, bunun geleceğimiz için en büyük tehlike olduğunu zihnimize kim yerleştirecek? Asker uğurlama törenlerini, düğünleri magandalığa çeviren, mutlu günleri attığı kurşunlarla kana bulayan şehir eşkıyalarına silah kullanmanın ve taşımanın birer adamlık göstergesi olmadığı gerçeğini kim öğretecek? Bütün bunlar hatta çok daha fazla sorunlar var toplumumuzda. Bu toplum kendini değiştirmez ve iyiye yönelmezse hiç kimse bunu değiştiremez. O halde birileri bu kötü gidişe dur demeli. Herkes elini taşın altına koymalı. Yapabileceğimiz, elimizden gelen elbet bir şeyler var. Ya toplum olarak tekrar toparlanıp kendimize geleceğiz ya da zor bir sürece doğru yuvarlanıp gideceğiz. Karar sizin!

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİRX
Salihli TSO’ya  Kula Leblebisi için Teşekkür Ziyareti
Salihli TSO’ya Kula Leblebisi için Teşekkür Ziyareti
Muharrem Ayının Sonunda Camilerde Bayram Havası
Muharrem Ayının Sonunda Camilerde Bayram Havası